SİZİ ARAYALIM WHATSAPP
Kutsal Yolculuğun Vazgeçilmez Markası...
arka plan

Hac yolu, “hayat yolunu” sembolize eder

  1.  
  2.  
  3.  
  4.  
  5.  
  6.  

 

Hacı, hayatın bir yol, insanın müebbed bir yolcu, ibadetin yol azığı olduğunu fark eden kişidir. Yol yolcu için, yolcu hem yolun hem yolcunun sahibi olan Allah için yaratılmıştır. Haccın amacı, yolcuya yolun sonunu unutturmamaktır. İşte bu yüzden hac mahşerin provasıdır. Hacının sırtında kefeni temsil eden iki parça bezden müteşekkil ihram vardır. Hac; varlığa hürmet ve hududa riayet, şuur ve marifet, mücahede ve cihat, kurbiyet ve teslimiyet, ilahi sözleşmeye sadakat, kâinata aidiyet, hakka hicret ve sa’y u gayretten ibarettir.

Hac yolu, “hayat yolunu” sembolize eder.

Bu yola çıkan kişi, hayatın bir yol (sırat), insanın müebbed bir yolcu, ibadetin yol azığı olduğunu fark eden kişidir. Yol yolcu için, yolcu hem yolun hem yolcunun sahibi olan Allah için yaratılmıştır.

Yolcunun yolda olduğuna dair “delil” gerektir. İşte hac, yolcunun yolda oluşuna dair Allah’a sunulmuş bir “hüccet” mesabesindedir.

Haccın amacı, yolcuya yolun sonunu unutturmamaktır. Yolun sonunda yolculuğun hesabını vermek vardır. Hayatını avuçlarına alıp mahşere çıkmış, Hesap Günü huzurda durup ömrünün muhasebesini yapmış gibi… İşte bu yüzden hac mahşerin provasıdır. Haccın mahşerin provası olduğunu anlamak için uzağa gitmeye gerek yok. Hacı, üzerine, başına baksın yeter. Sırtında kefeni temsil eden iki parça bezden müteşekkil ihram vardır.

İhram, tıpkı ölüm gibi herkesi eşitler. Sırtına ihramını geçirerek hüccac mahşerine katılanın toplumsal statüsü geride kalmıştır. Tıpkı, namazda başlama tekbirini alırken nasıl tüm dünyasını ellerinin üzerine koyup arkasına atıyorsa, hacca çıkan biri de ihramını giymekle elbiseleriyle birlikte tüm dünyasından da soyunur.

Tüm ibadetlerin “makbul olması” istenir. Fakat sıra hacca gelince “makbul”ün yerini “mebrur” (doğru-dürüst yapılmış, sırrına erilmiş, hakkı verilmiş, amacına ulaşmış, kalite katılmış, iyilerin haccına dâhil edilmiş) hac alır.

Hac, terk ederek başlar. Haccın ilk öğrettiği şey budur. Çünkü hiç kimse terk etmeden bulamaz. Ayrılmadan kavuşamaz. Mahrum olmadan nail olamaz. Sırt dönmeden yüz çeviremez. Değere kavuşmak için fiyat terk edilir. Büyüğe kavuşmak için küçük terk edilir. Sevaba kavuşmak için günah terk edilir. Yüceye kavuşmak için alçak terk edilir. Kâbe’ye kavuşmak için sıla terk edilir. İçe kavuşmak için dışa veda edilir. Kefeni temsil eden ihram ile hürmet bulmak için tüm üniformalar terk edilir.

İbadetler içerisinde haccı, peygamberler içerisinde peygamberimize ve semavi mesajlar içerisinde Kur’an’a benzetebiliriz. Nasıl ki peygamberimiz her peygamberin en güçlü özelliklerini kendinde birleştiren bir şahsiyet, Kur’an da bütün vahiylerin özünü bünyesinde barındıran bir kitapsa, hac da bütün ibadetlerin özünü bünyesinde birleştiren özel bir ibadettir. Haccı dirilten bir fert şahsiyetini diriltmiş olur. Haccı dirilten bir ümmet ise kişiliğini diriltmiş olur.

Haccın tanımı yapılırken ona “bir yol bulan” ya da “ona yol bulmaya gücü yeten” ibaresindeki yol sadece maddi imkâna indirgenmemelidir. 

Öyle fakirler vardır ki, parası olmadığı halde hacca gitme imkânı doğmakta ve istemesi halinde bu ibadeti kolaylıkla ifa edebileceği fırsatlar ortaya çıkmaktadır. Genelde yapılan hac tarifleri, bu çeşit fırsatları yok sayan ve ekonomik açıdan zengin sayılan insanlara hitap eden ekonomik tariflerdir. Maddeyi önceleyen bu tarife rağmen Müslüman beldelerden fevc fevc insanlar buldukları her fırsatı değerlendirerek bu farizayı ifa etmek için meşru her yolu denemekte ve zorlamaktadırlar. 

Hac her müminin Allah’la akdini yenilemek için fırsatını bularak sembollerden oluşan belli zamanlarda ve mekanlarda yerine getirdiği ibadetlerdir. Haccın sadece zenginlere mahsus bir ibadet gibi algılanacağı günlerin geleceğini çok önceden tahmin eden peygamberimiz asıl hacca ihtiyacı olanların fakirler olduğunu bakın nasıl üslupla açıklıyor:

“Hac ve umre, körüğün madenin posasını temizleyip yok ettiği gibi fakirliği ve günahları yok eder.” (Tirmizi, İbni Mâce)

Bu hadisi şerifin ışığında zihinlerdeki fikir kirliliğini, kalplerdeki niyet kirliliğini temizleyerek düzeltmemiz gerekir. 

Peygamber Efendimiz ‘namazı kaybedecekler’ mucizevî haberinde olduğu gibi namazı kaybettik. Orucu kaybettik. Zekâtı kaybettik. Haccı kaybettik. Namaz kıldık. Oruç tuttuk, ama ruhunu kaybettik. Peygamberimizin beyanıyla ‘yanımıza sadece yorgunluğumuz ve açlığımız’ kaldı. İçi boşaltılmış dindarlık, ruhu kaybedilmiş ibadetler, Kur’an ve Sünnete vurulmadan yaşanan dini hayat, Müslümanlık kalitemizi yükseltmeyip düşürdü. Hâlbuki bütün ibadetler, bireysel ve sosyal birçok derde derman olma vasfını taşıyordu. 

Meselâ ‘Namaz insanı kötülüklerden ve aşırılıklardan alıkoyardı.’ (29 Ankebut 45) Oruç, ‘insanı Allah’a karşı bizi takvaya ulaştırırdı.’ (2 Bakara 183) Zekât, ‘insanı ve toplumu arındırır ve temizlerdi.’ Hac, ‘insanı ayakta durmayı, kıyamı, direnişi öğretirdi.’ Bütün ibadet ve taatlarımız, insanımızın içine düştüğü bunalımların, dertlerin dermanıydı. Kaybolan her ibadet, bizden huzuru alıp, felakete yaklaştırdı. 

Bizi Rabbimize yaklaştırması gereken ibadetler, ruhunu ve şuurunu kaybettiğinde; Rabbimizden, O’nun kulluğundan uzaklaştırdı.

Bütün ameller/ibadetler Allah’ın emri olan farzların ifası, Allah’ın rızasını kazanmak içindir. 

“Allah’ın bir kuldan azıcık razı olması her şeyden büyüktür” âyeti, bizi kendimize döndürüp ‘nefs muhasebesi’ yapmamızı sağlamalı, Rabbimizin rızasını kazanmak için gayret gösterilmelidir. Hac farzının ifası da bu rızanın kazanılacağı önemli bir yolculuktur.



İSTANBUL

Mimar Sinan Mah.
Molla Eşref Sok. Pak Han No:1/8
Üsküdar / İstanbul
0216 310 20 50 - 0536 972 69 99

 

Eposta listemize kaydolup kampanya ve duyurulardan haberdar olabilirsiniz.
0.302 sn.